farklılıkları yok eden ikili cinsiyet (kadın/erkek ) sistemine HAYIR


Previous Entry Add to Memories Share Next Entry
Taciz mi ettim!
[info]hikayeci

Bu yazıyı yazmakta neden zorlandığımı bilmiyorum. Çeşitli dönemlerde, birkaç kere başlamaya çalıştım ama her seferinde gerisini getiremedim. Belki de çok katmanlı olmasındandır. Belki de yazının kişisel mi, daha genel bir yazı mı olmasına karar veremememden kaynaklanıyordur. “Kadınlık deneyiminden gelen bir trans erkeğin” tacizi nasıl algıladığı ve nasıl bir süreçten geçtiğinden bahsedecek. Öyle umuyorum.


2008 yazında gönüllü çalıştığım Amargi feminist kadın örgütünden bir kadınla arkadaşlık ediyorduk; birlikte film seyrediyor, uzun sohbetler ediyor, adaya denize gidiyorduk. Benden cinsel yönden hoşlanmadığını söylemişti ama öyle olmadığını düşünüyordum. Bir gün, benden hoşlanıp hoşlanmadığını anlamak için onun evinde, yatakta uzanarak film seyrederken kolumla onun belinini kavradım, çok gerildiğini hissedince elimi çektim. Eskisi gibi görüşmeye devam ediyorduk. 2009 kışında, bir gün “o gün bana o şekilde dokunduğunda kötü hissettim. Bana şiddet uyguladın. Penisini hissettim.” dedi.

Örgüt içinden birkaç arkadaşa olayı anlattı ve bu tacizi kamusal bilgi haline getirdi. Onlar da benimle olay hakkında konuştular. Uzun süre neyin ne olduğunu anlamadım, bazı yerlerde ise anlamak istemedim. Birisinin canını yakmış olabileceğimi, kötü hissettirmiş olduğumu anlamam zaman aldı.

Taciz ettim. Şimdi n’olacak?

Kadının beyanı esas alınmalıdır. Benim dokunuşumdan kendini kötü hissetti. Nokta. Ötesi veya berisi yok. Taciz ettiğimi kabul ettim. Bu, tek cümleye gelene kadar, kabullenmeme yönünde çabalarım olmadı değil, oldu. Mesela, “o benden hoşlanmadığını” söylese de benden hoşlandığı yolunda sinyaller gönderdiğini kafamda çevirip duruyordum.

Benimle görüşmeye, muhabbet etmeye devam ediyordu. Ortamdan ve kendi hayatından dışlamamıştı, ama bu, her şeyin çok da kolay geçtiği anlamına gelmiyordu. Ona nasıl davranmam gerektiğini, ne kadar dokunup ne kadar dokunmayacağımı onun bana karşı tavırlarına göre ayarlamaya çalışıyordum. Tokalaşacak mıyım, sarılacak mıyım? Ne yapacağım?

Ne yapacağımı, nasıl bir yol almam gerektiğini bilmiyordum. Bu insanlar benden ne bekliyordu? Suçluluk duymamı mı? Bazıları suçluluk duyma diyordu ama bildiğim tek duygu buydu sanırım. Suçluluk duyuyordum. Kendimi kötü hissediyordum. Yaptığımdan utanıyordum. O an için elimden bunlar geliyordu ama daha fazla bir şey yapmam bekleniyor gibiydi. Feminist bir örgütün gönüllü çalışanı olunca  “erkeklik” halledilmiş olması gerekiyordu. Bence buna ek olarak da “karşı tarafa geçmiş”, “zarar veren, taciz eden, hükmeden erkek” olduğumu, “olmak istediğimi” söylediğim için aksini ispatlamam, yaptığımdan dolayı şoka girmiş olanları şoktan çıkarmam da gerekiyordu.

Konuştuğum, bu konu üzerine tartıştığım arkadaşlarım, tabii ki “erkekliğimi sorgulamam ve davranışlarımı değiştirmem” gerektiğini söylüyorlardı. Kadınların da kendilerindeki “kadınlığı ve erkekliği” sorgulamaları gerektiğini söylüyorlardı. Evet. Zaten kendi erkekliğimi bu kodlardan arınmış olarak kurmak istemiyor muydum, o zaman bir yerden başlamak lazımdı. Çok eski bir alışkanlıkla önce kendi davranışlarımı analiz etmeye başladım. Bazı okumalar [1]da yapıyordum. Büyürken, erkeklik ve kadınlığı, herkes gibi ben de ailemden, okuldan, beni istismar eden adamdan ve kadından, arkadaşlarımdan, gazeteden, televizyondan, komşulardan, dergilerden vs. öğrenmiştim. Okuduğum kitaplar bazı ipuçları veriyordu.  Fakat benim erkeklik deneyimim kitaplarda anlatılan na-trans[2], heteroseksüel[3] erkek deneyiminden de farklılık gösteriyordu.

Feminist örgütteki bazı arkadaşlarımla bu konuyu konuşuyordum ama başka yerde anlatmıyordum. Mesela, trans erkeklerin örgütü olan “Voltransta” anlatmamıştım çünkü çoğu kişinin feminizm ve erkeklik üzerine fazla düşünmüşlüğü olmadığını düşünüyordum. Toplumsal erkekliği sorgulama hedefiyle yola çıkmış erkek örgütü “Biz Erkek Değiliz İnisiyatifinde” ilk başlarda anlatamamıştım. Gruba yeni girmiştim. Kadınlık deneyiminden gelen bir erkektim ama bunun grupta, ne kadar ve nasıl anlaşıldığından emin değildim. Tedirgindim. Bence, bu grubun, biraz da “biz aştık” havası olduğundan kimse pek fazla konuşmaya cesaret edemiyor gibiydi, ben niye anlatacaktım ki! Yoksa herkes erkeklikle kavgasını bitirdi de bir tek ben mi geriye kalmıştım, sanmıyorum. Bir süre sonra, burada konuşamazsam nerede konuşurum diye düşünüp anlatmıştım. Pek destek almış, yol yordam öğrenmiş gibi hissetmemiştim. Bu yüzden, bu yolda yalnızmışım ve karanlıkta el yordamıyla gidiyormuşum gibi hissediyordum.

Feminist örgütte, konusu cinsel taciz olan makale tartışmalarında, kadın, “sen aramızda geçenleri anlatmayacak mısın?” diye sordu. Anlattım. Anlattım da öncesinde nasıl anlatacağımı bilemedim. Hangi duyguyla anlatacaktım? Sade bir şekilde ne olduğunu mu anlatacaktım? “Ben böyle aştım işte” minvalinde mi bir şeyler anlatacaktım? Bilemedim. Derin bir suçluluk duygusuyla “ne yaptığımı” anlattım.

Tacizci deşifre edilmelidir. Herhalde böyle bir şey yapmam gerekiyordu. Kendimi tacizci olarak deşifre eden bir yazı yazdım. İstanbul’daki feministlerin mail listesine yollamadım, linç edilirim diye korktum. Sadece “Biz Erkek Değiliz İnisiyatifine” ve Amargi email gruplarına yolladım. Sonra da bu yazıyı kendi blogumda da yayınladım.

Erkeklik üzerine düşünmeye, analiz ettiğim davranışların nereden nasıl öğrendiğimi, bunları nasıl değiştireceğimi, yerine nasıl bir davranış koymam gerektiği üzerine düşünmeye başladım. Birkaç yazı yazdım. Bu süreç hala bitmiş değil.

Geçmişte taciz ettiğimi düşündüğüm ve hala iletişimde olduğum kadınlarla konuştum, özür diledim. Bir nevi Adsız Alkoliklerin on iki basamak yönteminden birini uyguladım. J

Taciz konuşulan, tartışılan her yerde yaptığım tacizi anlattım. Gittikçe kolaylaşıyordu ama bir gün, bir kadının bir başka kadını taciz ettiğinin konuşulduğu bir toplaşmada, bu deneyimi anlatırken, kadınlık deneyiminden gelenlerin yüzlerindeki yılgın ve üzgün bakışlarla karşılaşınca ne yaptığımı fark ettim. Öfkelendiğimi hissettim. Hayatımın sonuna kadar bu etiketle mi dolaşacaktım? Ben hayatımın yönünü değiştirmiştim, bu yönde çaba harcıyordum. Kadınlarla iletişimimde, flörtlerimde kadının beyanını esas almaya çabalıyordum. Tekrarlanan davranışlar için kendimce –kendimi durduran- yöntemler geliştirmeye çalışıyordum. Yapılan eleştirileri aklımda tutmaya ve bu şekilde davranmaya çalışıyordum. Niye hala kendimi tacizci olarak tanıtıyordum? Ben yapacağımı yaptım. Tacizci değilim. Nokta.



[1] Toplumsal Cinsiyet ve İktidar – R.W.Connell, Sürüne Sürüne Erkek Olmak- Pınar Selek, Erkeklik: İmkânsız İktidar – Serpil Sancar

[2] Na-trans: trans olmayan. Cinsiyet organlarına bakılarak “erkek” cinsiyeti atananlar

[3] Heteroseksüeli; cinsiyetin sadece bir kadın ve bir erkekten oluştutuğunu tanımlayan sistemin, bu ikisinin birbirine aşık olabileceğini, cinsel ilişki yaşayabileceğini söyleyen hakim cinsel yönelimi, heteroseksist olarak aldım.



You are viewing [info]hikayeci's journal